|
|
Dede ve Zakir Alevi cemlerinin vazgeçilmez iki öğesidir. Bunlar olmadan cem yürütülemez. 12 Hizmetin bazıları olmasa da Cem'de eksiklik fazla göze çarpmaz. Ancak dede olmadan asla cem yürütülemez. Dedelik kurumu Aleviliğin temel kurumlarından bir tanesidir. Ve Alevi yol ve erkan geleneğinde birinci sırayı alır. Dedeliğin gelişimi konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bunların en yaygın olanı dedenin bir ocakzade oluşudur. Yani Seyyitlik geleneğine bağlanma zorunluluğu vardır. Alevilikte İmam Hüseyin'in soyundan gelenlere Seyyit, İmam Hasan'ın soyundan gelenlere Şerif denmektedir. Ancak Şerifler Anadolu Aleviliğinde pek rastlanmış değildir. Bütün Ocakzade dedeler İmam Hüseyin'in soyuna dayandırılır. Her ocakzade dede mutlaka Hz.Hüseyin soyundan gelmiş bir imamla akrabalandırılır. Bu akrabalandırma işi genellikle 4.7, ve 8. imamla daha çok bağ kurdurulur. Anadolu Aleviliğinde hiçbir dede gösterilemez ki imam soyundan olmasın. Çünkü geçmişte Anadolu Erenleri diye adlandırılan kişiler hep bu şekilde anlatılmıştır. Örneğin Hacı Bektaş Veli’nin 8.İmam Rıza’nın soyundan gösterildiği gibi.
Bütün bunlar bir yana Dedelik kurumunun eski Türk geleneklerinde kamları andırdığı, onlardan çok benzerlik bugünki dedelik benzerliğinde çok sık görülmektedir. Şamanlık ve başşaman bugünki Anadolu Aleviliğindeki dedeyi andırmaktadır. Uygulayış biçiminden tutun da toplum içindeki yere kadar şaşılası bir benzerlik mevcuttur. Dedelik kurumunun müslüman geleneğinde çok rastlanamadığı gibi, bir benzer yönü de yoktur. Örneğin dedeler saz çalar, ibadetlerinde mutlak saz bulunur. Eski Türk dini olan şamanlık geleneğinde de şamanlar gerek tapınmalarında olsun gerekse toplum içindeki davranışlarında olsun büyük bir benzerlik vardır. Anadolu’ya varmadan Ahmet Yesevi'lerde olsun isterse Ebul Vefa ardılarında olsun mutlak saz hakimdir. Şiir vardır, raks vardır. Demek oluyorki bu gelenek içinde islami öğelerden çok şamanist öğeler daha da ağırlıklıdır.
Dedelik geleneğinde bir de dikme dedeler vardır ki bunlar dedelerin yetersiz oldukları zamanlarda dede tarafından yeterli bilgi sahibi olan kimseye verilen icazetnameye bağlıdır. Zaman içinde dikme dedeler de kendilerini bir imamın soyuna bağlamışlardır.
Zakir, cem törenlerinde deyiş ve dualar okuyup saz çalan kimsedir. Zakir de olmadan cemin bir anlamı da olmaz. Çünkü zakirler genellikle dedenin en yakın yardımcılarıdır. Bir bakıma cemi dede ile yöneten kimsedir. Zakirler cemdeki dairede dedenin hemen sol tarafına dizilerler. Ne zaman ki dede zakire işaret ederse zakirler hemen saza asılır dedenin gösterdiği istikamette 12 hizmetin yapılmasında görev yaparlar. Zakirler dedenin el vermesi sonucu hizmet sahiplerini sazla çağırırlar. Zaman zaman da kerbeladan türküler okuyarak törende bulunanları coşa getirirler. Zakirler samah dönen canlara da saz çalıp onlara eşlik ederler. Cem birlemesinde de zakirlerin sazla okudukları tevhit ve miraçlama cemde bulunanlara büyük bir coşkunluk verir.
Biz bu yazımızda Hıdır Dede’yi tanıtacağız. Hıdır Dede, Hıdır Abdal Ocağına bağlı bir dededir. Aynı zamanda çok iyi saz çalıp zakirlik de yapar. Cemlerde saz çalan dedeler cemde daha çok göz doldururlar. Halkla diyalogları daha da iyidir. Bir dede için saz çalmak, zakirlerin işlerini de bilmek büyük bir avantajdır. O nedenle de Hıdır Dede 1976 yılında hakka yürümesine karşın taliplerinin gözünde hala yaşamaktadır. O’nun kasetleri elden ele dolaşır. Sanatçı kimliğiyle kaset yapmayan dedenin türküleri hep cemlerde cemaat toplantılarında alınan seslerdir. Ve hepsi de talipler tarafından evlerde çoğaltılarak herkese dağıtılmıştır. Bu gün bile Hıdır Dede’nin söylediği o güzel deyişler, kerbela ağıtları ve kendine özgü sazı sözü ve derlemeleri unutulmamıştır.
Hıdır Dede 1800'lerin sonunda ve kesin bilinmeyen bir tarihte, Sivas ili, Şarkışla ilçesi, Sivrialan Köyünde doğmuştur. Dedelik mesleği babadan kalmadır. Kendisi gibi büyük bir dede olan babasının babası da Hıdır Dede’dir. Büyük ozan Aşık Veysel’e büyük etki yapan kimselerden birisidir. Sazı sözü Hıdır Dede, kendi dedesi olan Hıdır Dede’den öğrenmiştir. Aşık Veysel’in söyledikleri hala kulaklarımdadır, Hıdır Dede’yi dinlerken derdi ki: "Bu Hıdır da neyin nesi oluyor canım. Sen bunun dedesi Hıdır Dede’yi dinleseydin, ne deyişler söylerdi. Ne saz çalardı, bizim buna erişmemiz çok zordur. Rahmetlinin bana çok emeği geçti."
Yaşımızın küçük olması ve Hıdır Dedi’nin evi, Aşık Veysel ve bizim harmanımız bitişiktir. Üretim ilişkilerinde hep birlikte geçerdi zamanımız. Aşık Veysel harmanın boş olduğu saatlerde yani istirahat saatlerinde mutlak Hıdır Dede dinlerdi. Buna bütün Sivrialanlı tanıktır. Hıdır Dede’nin söylediği deyişler, Veysel babayı çok derinden etkilemiştir. "Bunu dinlemekten de zevk alıyorum. Hep dedesini hatırlatıyor bana."
Oysa Hıdır Dede, Aşık Veysel’in en yakın arkadaşı, en yakın komşusudur. Her ikisinin türkülerinde birbirinden çok etkilenme vardır. Aşık Veysel ve Hıdır Dede türkülerinde özellikle makam bakımından bir çok türküsü benzeşir. Sözlerinin farklı olması makamdaki ilişkileri değiştirmiyor. Bu da bize şunu gösteriyorki, Hıdır Dede her ikisini de etkilemektedir. Ancak, Aşık Veysel ile Hıdır Dede farkı içeriğe yöneliktir. Hıdır Dede söylediği türküler derleme, Aşık Veysel türküleri kendi şiirleridir.
Aşık Veysel özellikle kırk yaşından sonra Cumhuriyet'e yönelik türküler söylemiş, Atatürk devrimlerinin savunuculuğuna soyunmuşken ve onda öne çıkan güzelleme ve doğa her iki aşığı da çızgi yönünden ayırmaktadır. Hıdır Dede daha çok, zakir tarzı şiirler gündeminde bulunmak zorundadır. Çünkü eski alışkanlık daha doğru söylemle dedeliğin meslek olarak seçilmesi Hıdır Dede’yi deyiş ve duazlar söylemeye yöneltmektedir. 1931 yılı öncesi Aşık Veysel’in söylediği deyişler, Hıdır Dede’ye yakın ve zaman zaman da aynı sözler ve müzikti. Çünkü, Aşık Veysel o tarihe kadar usta malı türküler söylemektedir. Bu tarihten sonra yolları ayrılsa da makam ve müzik bakımından yine de aynı şeyleri ortaktırlar.
Hıdır Dede’nin özellikleri çok fazladır. Ortaya koyduğu türküler ve derlemeleri günümüz sanatçılarının hem söz hem de makam bakımından aynı içeriği taşımaktadır. Özellikle Aşık Veli türküleri Hıdır Dede’den derlenmiştir. 1Yine Agahi ve Kemter türküleri Hıdır Dede aracılığıyla güncelliğe ulaşmıştır. Hıdır Dede emlek ozanları içinde sözsüz derlemeleri ve müziğiyle ölümsüzlüğe ulaşmış sanatçılardan birisidir. Dedelik ve Zakirlik geleneği içinde unutulmayacak bir kişilik olarak karşımıza çıkmaktadır.
1-Ali İhsan Tuncalı, Emlek Alevi Ozanları, 1967 Ankara