Ozanlık Geleneği İçinde Ali Özsoy Dede'nin Yeri

*Gülağ ÖZ

Tarihimizde, edebiyatımızda, folklorumuzda ozanlık geleneğinin önemli bir yeri vardır. Göçebelikten yerleşik topluma geçen Türkler yine de eski geleneklerini bırakmadılar. Günümüz kentleşme olgusu, ozanın silahı olan sazı daha da güçlendirdi. Halk müziği, araştırmacı sanatçıların elinde toplumumuzda kendisini önemli bir yere koydu. Bugün sosyetik salonlarda bile halk müziği çalmaktadır. Bu ise şunu gösteriyor: Halk ozanlarının söyleyecekleri daha çok söz var.

Ozan deyince özgür düşünen, düşündüklerini özgürce seslendiren kimseler akla geliyor. Tarih boyu ozanlar Türk toplumunun lokomotifi olmuştur. Geçmişe dayalı yazılı edebiyatın olmadığı Türk insanında, özellikle halk kesimlerinde ozanlık geleneği çok önem kazanmaktadır. Örneğin; 13 ve 14.yüzyıla ilişkin halkın tarihinde Yunus’un, Aşık Paşa’nın, Kaygusuzun şiirlerinden başka neler gelmiştir günümüze. Halkın yaşamı, özellikle Yunus Emre’de kendisini daha da açık şekilde göstermektedir. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde özellikle halk ozanlık geleneğinin önemli bir yeri vardır.

Ozanlık geleneği, Selçuklu ve Osmanlı yönetimlerinin halka yaptıkları baskı yüzünden hep tekke çevrelerinde oluşmuştur. Halkın kültürüne yabancı olan yönetimler kendi ana dillerini küçümsemiş, Arapları, İranlıların kültür ve dillerini benimsemişlerdir. Halkın kültürüne bile yaşama hakkı tanımayana hakim kadrolar onların kendi kültürlerine sıkı sıkıya bağlanmalarına neden olmuştur.

Kendisini özgür hissedemeyen ozanlar Bektaşi tekkelerini seçmişler ve o felsefeden, o mekandan beslenmişlerdir. Bektaşi tekkelerinde düşündüklerini özgürce söyleme ve yaratma imkanı bulmuşlardır. Ozanlık geleneğinin yaşam bulduğu mekanlar hep Bektaşi tekkeleridir. Tekkelerin ve Bektaşi toplumunun öncüsü olan dedeler ile halk ozanları arasında büyük bir etkileşim yaşanmıştır. Zaten dedelerin pek çoğu hem önderlik görevini yapar, hem de saz elinde deyişler söylerdi. O nedenle ozanların pek çoğu hem de ocakzadedir. Bu tekkelerin en büyük özelliklerinin başında kendi kültürlerini sahiplenme gelmektedir. Türkçenin en arı şekilde yaşaması, toplumlara ulaştırılması bu mekanlar aracılığıyla sağlanmaktaydı. O nedenle Bektaşi tekkeleri ozanlık geleneğiyle bütünlük içerisindeydi. Dede ve ozan ise burada oluşan felsefenin yayıcılarıdır.

Halk ozanlığı geleneği daha çok Türk toplumunun yaşattığı bir değer olagelmiştir. Eski Şamanlık kültüründen gelen, kam, bahşı, ozan gibi adlandırmalar Anadolu’da saz şairi, aşık gibi adlandırmalarla da söylenmektedir. Yalnız saz şairinin ozanlığı tanamladığı da bir gerçektir. Çünkü şiir yazan herkes saz çalamayabiliyor.

Bu yazımızda söz edeceğimiz Ali Özsoy Dede, ocakzade dedeliğiyle birlikte yüzlerce şiir yazan ve eline saz alan aşıklardan farklı bir ozandır. Ali Özsoy dede tekke-cem geleneğinin son temsilcilerinden birisidir.

Babadan gelme geleneksel cem dedeliğinden cumhuriyet geleneği içinde yer bulan Ali Özsoy Dede, 1908 yılında Aşık Veysel’in de doğum yeri olan Sivrialan köyünde doğdu. Ozan, Aşık Veysel’le çağdaştır. O’nu en yakın arkadaşlarından birisidir. Ancak Ali Özsoy’un dedelik mesleğiyle ilgili olması o doğrultuda eğitilmesi, Aşık Veysel’le şiir tarzlarının ayrı olmasını sağlamıştır. Ancak karşılıklı etkileşmeyi de düşünmemek kolay değildir.

Ali Özsoy, küçük yaşlarda babasıyla birlikte talipleri üzerine görgüye çıktı. Dolaştığı yerlerde cem törenlerine katıldı. Oralarda öğrendiği edep erkan kendisine bir disiplin verdi. Bu disiplin çerçevesinde deyiş ve duazların etkisiyle ilk şiirlerini yazmaya başladı. Babası tarafından öğrendiği Arap ve Farsça’sını da geliştirdi. Okuduğu kitaplar Özsoy dedenin gelişmesinde etkili oldu.

Ali Özsoy Dede’nin sülalesine "Mollalar" denilmektedir. Bu ise eğitilmiş, öğrenim görenler anlamını taşıyor. Ozan kendi ailesini bir kitapta şöyle tanımlıyor "Erzincan Kemaliye kazası Ocak Köyü’nden gelmişiz. Dedemiz Hıdır Abdal’ın orada türbesi vardır. Hıdır Abdal, Hacı Bektaş Veli’nin arkadaşlarındandır. Aynı zamanda Karaca Ahmet’in oğludur. Karaca Ahmet atamız Horasan diyarındar gelmiştir." Ozanın söylediklerine bakılacak olursu Ocak köyündeki tekke büyük bir okulmuş. Burada eğitim gören ozanlar, dedeler Anadolu’ya gönderilirlermiş, Osmanlı dönemi tekkelerinden Doğu Anadolu’da bulunan en büyük tekke Hıdır Abdal Tekkesi olduğu bilinmektedir.

Ali Özsoy Dede de babası gibi kendi köyünde bir zamanlar öğretmenlik yapmıştır. Köyün ve çevre köylerinin gençlerine hem yeni harflerde hem de eski harflerde Türkçe öğretmiştir. Ali Dede’den bugünlere kalan cönklerdeki şiirlerin büyük bir bölümü eski yazıyla yazılmıştır. Ali Dede’nin bugünlere kalan sandıklar dolusu kitaplar arasında el yazması eski tarih kitapları mevcuttur. Bu ise Dede’nin çok kitap okuduğunu, araştırdığını göstermektedir.

Ali Özsoy Dede’nin Anadolu’da her yörede mutlaka talipleri mevcuttur. Günlük mektupları dedenin hakka yürümesiyle bile kendi adresine gelerek birikmiştir. O’nu taliplerine rastladığınızda söyledikleri sözlerin başında "Ali Dede gibi aydın dede bu memlekete az gelir" bu sözler sıkça duyulan sözcüklerdir. Ali Dede’nin yazdığı binlerce şiirleri hep gölgede kalmıştır. O’nun aydın kişiliği, bilgeliği, sözü dinlenirliği ozanlığını hep geri planda göstermiştir.

Taliplerinin bulunduğu köylerden meslek sahibi olanlar çoğunluktadır. Yozgat ilinin merkez köylerinden Köçekömlü taliplerinden Albay Doktor İbrahim Zeren’in söylediği şu söz anlamlıdır. "Köyde mal davar otlatırdım. Bütün arkadaşlarımız birlikte zamanımızın büyük bölümü dağlarda geçerdi. 0 zaman köylerden öğrenci topluyorlardı. Ali dedemiz bizim köye gelmiş babama demiş ki; şu çocukları okullu yap. Babam ise malımı davarımı kim otlatacak, ocağımız kör mü kalsın? Dede zorlamış; Dedenin zoruyla bizi okula gönderdi babam. Hatta o ara dedemiz köylülerimizden yirmi kişinin okullu olmasını sağlamıştır bu gün köyümüz yörede okur yazar ve meslek sahibi olması bakımından örnektir."

Ali Özsoy Dede eski söylemle iyi bir dede, yeni söylemiyle ise iyi bir Öğretmendi. Anadolu’da rastladığımız talipleri onunla ilgili çok iyi şeyler anlatırlar. "Dede dediğin Ali Dede gibi olur." Sözleri her zaman rastlanan sözlerdir.

İyi Arapça-Farsça bilmesi onun Anadolu’nun dışında ilgi görmesine neden olmuştur. Suriye, Iran, Irak gibi ülkeleri olaşarak dini sohbetler yapıp cem toplamıştır. Onunla birlikte bu ülkelere giden Ali Özsoy Dede’nin zakirlerinden Aşık Süleyman şunları söylüyor: "İranlı Ayetullahlarla bile kıyasıya tartıştı. İranlılar’ın Anadolu Aleviliğiyle benzeşmediğini ve Türklerin inançlarındaki tutarlılığı anlattı."

Ali Özsoy Dede’yi yetiştiren çevre daha çok cem ortamıdır. Cemdeki zakirlerin dışında Hıdır Dede’nin derlemeleri çok işe yaramıştır. Hıdır Dede en güzel deyiş, semah ve duazları hem derleyip, hem de seslendirmiştir. Hıdır Dede, Ali Özsoy Dede ile amca çocuklarıdır. Aşık Veysel, Ali İzzet, Devrani, Aşık Hüseyin, Aziz Üstün’le olan birlikteliklerinin de etkisi büyüktür.

Cem çevresinde yetişmiş olması karşısında kendi anlayışında sürdürdüğü şiir tarzını üç biçimde geliştirmiştir. Birincisi tasavvuf ağırlıklı olan şiirler, ikincisi taşlama şiirler, üçüncüsü ise güzelleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiirlerinde sade bir dil kullanır. Anlaşılmaz kelimeler bulunmaz. Hece vezniyle üç biçimde yazmıştır. Akıcı ve anlaşılır bir üslup kullanır. Şiirlerinde ağırlık sanat yerine içindeki mesajlardır. Bazan sert çıkışları olurken, bazan da güzellemelerdeki sadelik hakimdir. Elimizde bulunan şiirlerinden ancak elli kadarı kitapta yeralmıştır. 1991 yılında yayınlanan kitabı torunlarından araştırmacı-yazar Ali Yıldırım hazırlamıştır. "Ali Özsoy Dede, Görüşleri ve Şiirleri" adını taşıyan kitap 106 sayfadır. Kitabın ilk 49 sayfası ozanın görüşlerini içerir. Giriş bölümünde Rıza Yörükoğlu’nun 5 sayfalık kitapla ilgili değerlendirmesi yeralmaktadır. Ali Yıldırım kitabında yer alan şiirleri konularına göre yerleştirmiştir. Binin üzerinde şiiri bulunan Özsoy Dede’nin şiirleri yeni harflere çevrilip yayınlanmayı beklemektedir. Dede’nin şiirlerinde Türkçenin bütün zenginliklerini bulursunuz. 0 her zaman güzel ve sade Türkçe bir dili savunmuştur.

1991 yılında kitabı yayınlanan Ali Özsoy Dede 1992 yılında ani bir rahatsızlık sonucu hakka yürümüştür. Ankara Elmapınar köylüleri olan talipleri Dedelerinin ölümüne sahip çıkarak, hem köylerine, hem de mezarının üzerine türbe yaptılar. Her yıl mezarı başında yapılan anma toplantılarında nasıl da iyi bir iş yapıp Dedelerini kendi köylerine taşıdıklarının bilincine varmışlardır.

KABEM ALİ’DİR

Taş duvara karşı ibadet etmem
Kıblem Muhammed Kabe’m Ali’dir
Otuz iki farzdan bana laf etme
Kıblem Muhammed Kabe’m Ali’dir

Savm salat kendi özünü bilmek
Muhammed Ali’ye ikrarın vermek
Oniki imamlardan hem himmet almak
Kıblem Muhammed Kabe’m Ali’dir

İbadete vakit tayin etmedim
Kuru mescitlere ben hiç gitmedim
Hiçbir zaman hak yolundan geçmedim
Kıblem Muhammed’dir Kabe’m Ali’dir

Ben orucum diye halkı üzmedim
Kimsenin hakkına gözüm dikmedim
İyi insan Olmaktan başka bilmedim
Kıblem Muhammed’dir Kabe’m Ali’dir

Özsoy bu dünyaya geldin ademsin
Nene gerek onu bunu nidersin
Kimsenin hakkına elin değmesin
Kıblem Muhammed’dir Kabe’m Ali'dir
SEHER YELİ SEVDİGİME SELAM ET

Bir mektup yazayım seher yeliyle
Acep sevdiğime varır mı ola
Halim arzedeyim gül yüzlü yare
Perişan halimi sorar mı ola
Seher yeli sevdiğime selam et
Mektubumu götür kendine ilet
Nice ben çekeyim böyle bir hasret
Derdi derunumdan bilir mi ola

Varınca yanına diz çöküp otur
Her bir ahvalımı sen dile getir
Mevlayı seversen sen selam götür
Hatırına düşer sorar mı ola

Özsoy yanar sevdiğinin narından
Terk eyleyip geçtim dünya yarından
N’olur seher yeli bildir halimden
Akıyor göz yaşım durur mu ola

BİR DİNİN MENSUBU

Tüm din mensupları bir millet olsa
Ara yerde senlik benlik yok olur
Ne Mıısevi ne İsevi olmazsa
Muhammed’e halifelik çok olur

Sentik benlik aramızdan kalkarsa
Bu ikilik insanlardan çıkarsa
Fesatlar da bu dünyadan giderse
Gerginlikler kavga dövüş yok olur

Ademliğe hizmet ederse fertler
Ortadan kalkarsa hep adavetler
Silahlar bıçaklar atılır toplar
Hidrojen atom bombası yok olur

İyi niyet insanlığın temeli
Herkes kazancını kendi yemeli
Dünyada eşitçi bir yol kurmalı
Mahkemeler cezaevi yok olur

Dünyada yaşayan bunca zevatlar
Gökte neler arar o asil zatlar
Camilerde olmaz bu kerametler
Çalışmakla çirkin huylar yok olur

Özsoy adavetler bizden çıkarsa
Din kavgası bu dünyadan kalkarsı
Ulu tanrı halimize bakarsa
Padişahlık hem krallık yok olur